Yetiş Eros Erotizm Filmleri izle Türkçe Dublaj

Erotizm Filmleri izle  Türkçe Dublaj

Erotizm Filmleri izle Türkçe Dublaj

Yapım: 2007 ~ Tayvan

Tür: Dram-Erotik

Oyuncular: Ivy Yi , Dennis Nieh , Jane Liao , Lee Kang-sheng

Süre: 1 saat 43 Dakika

Tabi bazı prnografik öğler içeriyor ama genel olarak bir prno film değil.zaten orjinal filmin afişide bu değil.Filmin içinde 20-30 saniye süren bir sahneyi afiş olarak koymuşlar.Genel itibari ile psikolojik yaklaşımı ağır basan bir film ; ayrı güzel bir aşk hikayesini de barındırmakta.2008 İstanbul Film Festivali’nde Genç Ustalar bölümünde gösterilmişti

7.5 trilyon için bakın ne dedi?

Org. Eruygur’un görevde olduğu dönemde harcanan örtülü ödenek ile ilgili ifade veren paşa, Karun gibi konuştu. Korgeneral Kılınç, hesabı verilemeyen 7.5 trilyon için, “mercimek tanesi” ifadesini kullandı.

Emekli Orgeneral Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde örtülü ödenekten nereye harcandığı tespit edilemeyen 7.5 trilyonla ilgili soruşturma sürerken, kamuoyunda ve basında bu konuda ilginç tartışmalar da yapılıyor. Ergenekon çevreleri paranın küçük bir miktar olduğunu iddia etmelerine rağmen, bu miktarın nereye harcandığına herhangi bir izah getiremiyorlar. Öte yandan örtülü ödenekten kullanılan parayla ilgili çok ilginç hesaplar da yapılmaya başlandı.

KORGENERALE GÖRE MERCİMEK KADAR BİR PARA

Emekli Org. Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde örtülü ödenekten harcanan 7.5 milyon, yani eski parayla 7.5 trilyon liranın akıbeti üzerindeki sis perdesi halen aralanamadı. Ancak Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gelerek ifade veren emekli Korgeneral Hakkı Kılınç’ın adliye çıkışında sarf ettiği “Mercimek tanesi kadar olay yokken siz büyüttünüz” şeklindeki sözleri vergi mükelleflerinin tepkisine yol açtı.

7.5 TRİLYON NE ANLAMA GELİYOR?
2004 yılı vergi rakamları dikkate alındığında, 7.5 trilyonun hiç de mercimek kadar olmadığı ortaya çıkıyor. Halkın vergilerinden kesilen söz konusu para Örtülü Ödenek’ten ilgili kişilerin hesabına yattığı dönemde, emekçi kesimin ödediği vergi miktarları, bu paranın “mercimek büyüklüğünde” olmadığını rakamsal olarak ortaya koyuyor. Asgari ücretlilerin 2004′te aylık ödedikleri vergi miktarı 65 lira, yıllık ödedikleri vergi ise 750 lira. Tam 10 bin asgari ücretliden ancak bir yılda alınabilen vergiyi, ilgili soruşturmada bahsi geçen kimselerin tek kalemde harcadıkları gözüküyor. Yani 120 bin ücretliden 1 ayda kesilen para bu harcamayı ancak karşılayabiliyor.

Örtülü ödenek soruşturmasında 5 kişi daha sorgulandı
Jandarma Genel Komutanlığı’na ait örtülü ödenekle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında önceki gün Ankara’da gözaltına alınarak İstanbul’a getirilen 5 kişi Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirilerek Ergenekon savcıları tarafından sorgulandı. Önceki gün Emniyet’teki sorgularının tamamlanmasının ardından dün Beşiktaş Adliyesi’ne sevk edilen Mehmet S., Sencer Ö., Sedat K., Muammer Ö. ve Ekrem E. sağlık kontrolünün ardından Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildi. Şüphelilere teknik takip ve sinyal bozucu cihazlarının jandarmaya satışı, söz konusu cihazların kullanım alanları ve Ergenekon sanıkları eski Jandarma Genel Komutanı emekli Org. Şener Eruygur, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Albay Atilla Uğur ve önceki gün sorgulanan askerlerle olan ilişkileri hakkında sorular sorulduğu bildirildi. Savcıların sorgulanan şüphelilere Levent Ersöz’den ele geçirilen bazı belgeleri gösterdiği ve bu belgeler hakkında bilgilerinin olup olmadığını sorduğu ifade edildi. Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan şüphelilerden M.Ö’nün avukatı Alp Giray Avlağı, müvekkilinin sahibi olduğu firmanın 2002-2004 yılları arasında ihaleye girerek uydu alımı, uplink ve dinleme cihazı gibi malzemeleri jandarmaya sattığını, ancak paranın çalışan S.K adına yatırıldığını, para miktarının da 500 bin ile 1 milyon TL civarında olduğunu kaydetti. 5 kişi akşam saatlerinde ifadelerinin tamamlanmasının ardından serbest bırakıldı.

Kaynak

Saçan: İspatlasınlar, kendimi Taksim'de asarım

Ergenekon davasında eski Organize Suçlarla Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan, Veli Küçük’ün mafyanın uzantısı ve Susurluk’un askeri kanadı olduğunu söyledi. Saçan, “Onunla ilişkimi ispatlasınlar, kendimi Taksim’de asarım” dedi.

İSTANBUL – Silivri’de görülen İkinci ”Ergenekon” davasının 29.  duruşmasında  İstanbul Organize Suçlarla Mücadele eski Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ve eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin’in de aralarında bulunduğu 41 tutuklu sanık katıldı.

Duruşmada savunma yapan Serdar Saçan, 1978 yılında girdiği polis kolejinde bir yıl sonra Atatürkçülük Faaliyet Kolu’nu kurduğunu aynı kolu daha sonra Polis Akademisi’nde de kurduğunu anlattı.

Saçan, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkanı Ramazan Akyürek, Zirve Yayınevi saldırısı sırasında Malatya’da görevli Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya ve Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam’ın 1980 yılında koleje atandıklarını ve ”Fethullahçı yapılanmayı başlattıklarını” ileri sürdü.

”Fethullahçı olmadığı için akademiyi birincilikle bitirmesine rağmen kendisini yurt dışına göndermediklerini” iddia eden Saçan, emniyette görev yaptığı yerleri ve çalışmalarını anlattı.

Saçan, ”Sağcı, solcu ve Fethullahçı olmadığını” ifade ederek, şeceresinin 50 yıldan beri devlette kayıtlı bulunduğunu, ”Cumhuriyet’e karşı yapılacak her türlü karşı devrimin karşıtı olduğunu” söyledi.

TUNCAY GÜNEY’İN GÖZALTINA ALINMASI
Saçan, savunmasında eski Vali Kutlu Aktaş’ın tavsiyesiyle 1998 yılında İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nü kurduğunu, 5 yıl içerisinde 476 suç örgütüne yönelik operasyon düzenlediğini anlattı.

Bu dönemde mafyayla uğraştığını, 69 faali meçhul cinayetin aydınlandığını belirten Saçan, bu davada yargılanmasının nedenlerine ilişkin şu iddialarda bulundu:

”1999′da Adnan Hocacılar operasyonu DGM Başsavcılığının yazılı emriyle yapıldı. BİT ve Albayraklar operasyonu DGM Başsavcılığının emir ve talimatıyla yapıldı. Başbakanın Meclis’teki dokunulmazlığının kaldırılmasını bekleyen dosyalarının altında benim imzam var. Gebze Belediyesi’ndeki yolsuzluklarla ilgili yapılan operasyonda belediye başkanı tutuklanmıştı. 2000 yılında da Hizbullah operasyonunu başlatan kişi benim. 2001 yılı ise benim içim önemli bir süreç. Önce Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan için çalışma izni aldım. Temmuz ayında Fethullahçılarla ilgili çalışma izni aldım. Benim burada olmamın sebebi bunlardır.”

Saçan, Asayiş Şube tarafından gözaltına alınan Tuncay Güney’in 2 Mart 2001 yılında organize şubeye gönderildiğini hatırlatarak, sorguda İstihbarat Şube’de görevli Hakan Ünsal Yalçın ve kendi yardımcısı olan Ahmet İhtiyaroğlu’nun bulunduğunu, sorguyu görüntülü olarak kayda aldıklarını anlattı.

Görüntü kaydının işkence iddialarına karşı aldıkları önlem olduğunu vurgulayan Saçan, tüm sorguların video kayıtlarının İstihbarat Şube tarafından yapıldığını, kasetlerin çoğalttıktan sonra kendi şubelerine gönderildiğini belirtti.

‘KAMU GÖREVİ YAPTIĞIM İÇİN CEZAEVİNDEYİM’
Saçan, Tuncay Güney’in bir takım iddialarda bulunduğunu dönemin İstanbul DGM Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’e aktardığını, Engin’in ”beyanlarını tespit edin, inceleyelim” dediğini, daha sonra bu kapsamda savcılıktan çalışma izni aldıklarını ifade etti.

Soruşturma izni verilirken konu kendi şubelerini ilgilendirmediği için ciddi anlamda problem çıktığını belirten Saçan, şöyle devam etti: ”Biz organize suçlar şubesiyiz. Görevimiz mafya ile mücadele. Güney’in anlatımlarında Veli Küçük ve grubunun dışında her şey var. Veli Küçük ve Sedat Peker arasında ilişki olduğuna yönelik duyum vardı. İstihbarat Şube, ‘Susurluk’un askeri kanadını çökerteceğiz’ dedi. İstihbarat Şube’den bizim önümüze gelen dosya bu. Biz Susurluk’un askeri kanadını çökertmek için bu işe girdik. Yeşil ile ilgili çalışmalar vardı. Eğer Yeşil yakalansaydı 2001′de Susurluk’un askeri kanadını çökertecektik. Bunun Susurluk’un askeri kanadı ile ilgisi yok. Veli Küçük grubu ile Fethullah Gülen grubunun çatışması arasında kalan Adil Serdar Saçan. Ben kamu görevi yaptığım için cezaevinde yatıyorum.”

Saçan, Veli Küçük ve grubunun şemasının kendi şubeleri tarafından yapıldığını, şemayı İstihbarat Şube’ye gönderdiklerini anlattı.

Organize Şube olarak görevlerinin mafya ile mücadele etmek olduğunu anlatan Saçan, ”Veli Küçük ve Sedat Peker arasında ilişki olduğuna dair duyumlar vardı. Terör, istihbarat ve organize şube müdürlükleri olarak 2001 yılında ortak bir çalışma yaptık. Ancak bir sonuca ulaşamadık” dedi.

Sedat Saçan, bu konuya ilişkin aldıkları her kararın DGM arşivinde yer aldığını söyledi.

Saçan, Güney’in kaset ve çözümlerini alıp götürmediğini anlatarak, bunların birinci ”Ergenekon” davasının 165 No’lu klasöründe ve dönemin DGM arşivinde de bulunduğunu kaydetti.

İstihbarat Şube’nin 22 Kasım 2000 tarihinden beri Tuncay Güney’i telefonlarını dinleyerek izlediğini de belirten Saçan, birinci ”Ergenekon” davasına gelen yazıda İstihbarat Şube tarafından Güney’in izlendiğinin belirtilmesine rağmen, kendisinin talebi üzerine gelen yazıda ise Güney ile ilgili bir dosyaya rastlanmadığının bildirildiğini anlattı.

Mahkemenin yanıltıldığını, gerçeğe aykırı belge gönderildiğini savunan Saçan, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi.

‘BERAATTE ERGENEKONCU, MAHKUMİYETTE FETHULLAHÇI OLURSUNUZ’
Atatürkçü olduğunu ve tutuklandığını belirten Saçan, ”Başkanım, eğer bizi beraat ettirirseniz Ergenekoncu, mahkum ederseniz Fethullahçı olursunuz” dedi.

Serdar Saçan, 6 kez meslekten uzaklaştırıldığını mahkeme kararıyla da 6 kez göreve döndüğünü, mesleğe başlayacağı sırada da ”Ergenekon” kapsamında tutuklandığını söyledi.

Saçan, meslek yaşamı boyunca gözaltına aldığı hiç kimseye ayrıcalık yapmadığını ifade ederek, herkesi nezarete attırdığını, sadece İbrahim Tatlıses’i gözaltına aldığında ”kapalı yer” fobisi olduğu için nezarete koydurmadığını anlattı.

Saçan, bu davanın yöneticisi sıfatında olan hiç kimsenin nezarete atılmadığını ifade ederek, yüksek tansiyon ve panik atak hastası olduğunu bilmelerine rağmen kendisinin nezarette 4 gün tutulduğunu kaydetti.

Aynı zamanda avukat olan Saçan, ”Çok iyi ceza avukatlığı yapardım ama içeri attıklarımı savunur hale gelmemek için fiili olarak avukatlık yapmadım. Öğretim görevlisi oldum. Emniyet örgütünde hep birinci oldum. Terör örgütü üyeliğinden içeri atılan benden başka müdür var mı? Bunda da birinciyim. Benden sonra da İbrahim Şahin oldu. İbrahim Şahin ağabeyimiz… Ağabey bir örgüt ilişkisi değildir. Bir saygı ifadesidir. Akademide bizden bir sınıf önce olana ağabey denirdi” diye konuştu.

‘İÇ ÇAMAŞIRI ALDI, ÖRGÜT ÜYELEĞİ BU’
Tuncay Özkan’ı tanıdığını ve 16 aydır da cezaevinde aynı koğuşta kaldığını belirten Saçan, Organize Suçlarla Mücadele Şubesi müdürü olarak basındaki herkesi tanıdığını kaydetti.

Gürbüz Çapan’ı tanıdığını dile getiren Saçan, ”Çapan ayağından vurulmuştu. Sanığı teşhis etmek için şubeye gelmişti. Bir çayımı içti. Yıllar sonra eşim iç çamaşırı mağazası açmıştı. Mağazanın önünde karşılaştık. ‘Eşin mi açtı? Siftah yapayım’ deyip bir iç çamaşırı aldı, gitti. Örgüt üyeliği bu. ‘Adil Serdar Saçan’ın evini, bürosunu Gürbüz Çapan aldı’ diyorlar. Evimi nasıl aldığım bellidir. Bir insanı böyle suçlamak ayıptır. Polis müfettişlerinin raporlarıyla da mal varlığım tespit edilmiştir” şeklinde konuştu.

Veli Küçük’ü görmediğini ifade eden Saçan, şöyle devam etti: ”Veli Küçük, polis ifadesinde beni Bedrettin Dalan’ın odasında, savcılık ifadesinde ise seminerde gördüğünü söylüyor. Savcı kendisinin aldığı ifadeye değil de polisin aldığı ifadeye itibar etmiş. Ben görmedim Veli Küçük’ü, görseydim söylerim. Veli Küçük’ten mi korkacağım. Bedrettin Dalan’ın odası çok genişti. 30 kişi oluyordu. Bir şey sormak için odasına girip çıktığımda içeride varsa görmedim. Vallahi de billahi de görmedim. Küçük ile bir tane ilişkimi ispatlasınlar, kendimi Taksim Meydanı’na asmazsam Adil Serdar Saçan değilim. Ben örgüt üyesi değilim. Her tanıdığımı söyledim. Hakkımda işlem yaptığım adamlarla irtibatım yok.”

Franklyn Sinema izle

Franklyn izle

Günümüz Londra’sı ve gelecekteki Meanwhile isimli hayali metropolde geçen öyküde, Londra’da oğlunu arayan Körfez Savaşı gazisi Esser, sokaklarda intikam peşinde dolanan maskeli dedektif Preest, ölüm üzerine eserler üreten sanat öğrencisi Emilia ve çaresizce gerçek aşkı arayan otuzlu yaşlardaki Milo’nun hayatları, bir kurşun sonucu yaşanan patlamayla tamamen değişiyor.

Gerald McMorrow’un ilk uzun metraj filmi Franklyn, sunduğu distoptik ve karanlık atmosferle ilgi çekici bir fantastik yapım vaat ediyor. İlk gösterimini Londra Film Festivali’nde yapan film, ülkemizde If İstanbul 2009 kapsamında izleyiciyle buluşuyor.




Türk ve Tuğluk ne ifade verdi?

Kapatılan DTP’nin eski genel başkanı Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk milletvekilliklerinin düşmesi üzerine Adliye’ye giderek ifade verdi. Ankara adliyesine saat 10.15 sıralarında gelen Türk ve Tuğluk’un ifadelerinin alınması işlemi yaklaşık 1 saat 45 dakika sürdü.

Türk, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin talimatı doğrultusunda verdiği ifadede, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini belirterek, kesinlikle “propaganda yapmak” suçunu işlemediğini söyledi. Ahmet Türk, 40 yıla yakın süredir siyaset ile uğraştığını ve 5 dönem milletvekilliği yaptığını, 2005 yılından bu yana da siyasal bir partiden genel başkanlık yaptığını kaydetti.Bir siyasetçi olarak ülke sorunları ile ilgili çalışmalar ve konuşmalar yapması kadar doğal bir olamayacağını belirten Türk, “Ülkede uzun süredir olan şiddet ve çatışma ortamından çıkılması, bu ortamdan ülkenin kurtulması için başka yerlerde konuşmalarım olduğu gibi iddiaya konu konuşmada da tahlil ve tespitler yaptım. Kaldı ki bir konuşmayı tek olarak ele almak doğru değil, bu konuşmayı diğer yaptığım çalışmalar ve konuşmalarla bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Bütün amacım barışçıl bir süreç için çaba göstermektir. Tüm Türkiye’nin tartıştığı bir konu ile ilgili ben de siyasetçi olarak görüşlerimi bildirdim” dedi.

Kesinlikle propaganda amacı taşımadığını ileri süren Türk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sadece düşüncelerimi açıkladım. Ülkede silahların susması için Hükümet de aydınlarla değişik sivil toplum örgütleri ile görüşmeler yapıyor. Bin bir siyasetçi olarak yaşanan bu süreçle ilgili suskun kalamam. Sustuğumda demokrasi olmadığından bahsedilir. Konuşunca propaganda yaptığım iddia ediliyor. Ayrıca ’sayın’ kelimesi kullandığımdan ötürü suç işlediğim söyleniyor. Bu doğru değildir. Uzun süredir siyaset ile uğraşıyorum. Genel olarak nazik bir üslup kullanırım. Kaldı ki ’sayın’ kelimesi tek başına suç olarak değerlendirilemez. Bu ülke hepimizin, susarsak haksızlık edeceğim düşüncesindeyim.

Bütün amacım demokratik ve çağdaş bir ülke için çabalamaktan ibarettir. Silahların susması için çalışmak suç değil, memnuniyetle karşılanması gereken bir durumdur.Kesinlikle suçsuzum. Beraatımı talep ediyorum.

7 Kocalı Hürmüz izLe Divx

Tür : Romantik / Komedi / Tarihi
Gösterim Tarihi : 20 Kasım 2009
Yönetmen : Ezel Akay
Senaryo : Gürsel Korat Sağlamöz
Görüntü Yönetmeni : Haik Kirakosyan
Müzik : Ender AKAY , Sunay Özgür
Yapım : 2009, Türkiye
Oyuncular:Nurgül Yeşilçay , Gülse Birsel , Haluk Bilginer , Erkan Can , Memet Ali Alabora , Sarp Apak , Cengiz Küçükayvaz , Öner Erkan , Cem Karakaya , Ezel Akay , Müjdat Gezen , Erol Günaydın , Zihni Göktay , Halit Akçatepe , Betül Arım , Pınar Çağlar Gençtürk , Nihal Menzil , Görkem Ece Ercan , Dilek Yorulmaz , Selen Görgüzel , Selahattin Taşdöğen , Çetin Sarıkartal , Aral Seskir , Vokaliz , Shaman (danslar)
Konusu:1800′lü yılların sonlarında İstanbul Taşkasap’ta yaşayan Hürmüz, değişik mesleklerden altı kişiyle hiçbir yasal yanı olmadan evlenmiştir. Her kocasını haftanın bir günü ağırlamakta, gönüllerini hoş etmekte, onlardan hediyeler almakta ve ekonomik sorunlarını çözmektedir.
Ancak, onun gönlü berber eşinin dükkânında gördüğü doktordadır. Bir hastalık uyduran Hürmüz doktoru da evine getirtir. Doktor da ona âşık olur… Bu andan sonra doktor ve Hürmüz, kendilerini karmaşık olduğu kadar, gülünç gelişmeler karşısında bulurlar.

Sayın gizli tanık’ istifası

Ergenekon tutuklusu Sayın’ın avukatı Aytekin, “müvekkilim gizli tanık Anadolu” dedi ve istifa etti. Aytekin aynı zamanda ‘Cephanelik Yarbay Dönmez’in de avukatı

Birinci Ergenekon davasının dünkü duruşmasında tutuklu sanık Doç. Dr. Ümit Sayın’ın avukatı Mehmet Aytekin, gizli tanık olduğunu iddia ettiği Sayın’ın avukatlığını bıraktığını açıkladı. Gizli tanıkları deşifre etmenin suç olduğunu görmezden gelen Aytekin, aynı zamanda Sapanca’daki evi ve Zir Vadisi’ndeki cephaneliğin sahibi Ergenekon sanığı Yarbay Mustafa Dönmez’in de avukatı.

MÜVEKKİLİ İÇİN ‘DELİ’ DEDİ

Sayın için “Akli meleklerini yitirmiş biridir’’ diyen avukat Mehmet Aytekin “Gizli tanık olduğuna göre Ümit Sayın’ın artık avukatlığa ihtiyacı yok. Sayın’ın avukatlığını üstlenme görevimden istifa ediyorum” dedi. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, Avukat Aytekin’e “Ümit Sayın 26 Mayıs’ta ifade verdi” iddiasını hatırlatarak “O günden bu yana 7 ay geçmiş. Avukat olarak ne yaptınız” dedi. Aytekin, Sayın’ın gizli tanık ‘’Anadolu’’ olduğunu 7 Aralıktaki duruşmanın tutanaklarından öğrendiğini söyleyince Şengün, ‘’7 ay müvekkilinizle görüşmediniz mi?’’ sorusunu yöneltti.

DANIŞTAY SANIKLARIYLA OTURUYOR

Başkan Şengün Ümit Sayın’ın duruşmada gizli tanık olarak ifade vermediğini dile getirerek avukatın istifasıyla ilgili Sayın’a söz verdi. Sayın “Söyleyeceğim bir şey yok. Çekilmek istiyorsa çekilsin. Bana barodan başka bir avukat verildin’’ dedi. Öte yandan, Ümit Sayın’ın duruşma salonundaki yerinin değiştiği görüldü. Daha önce Ergenekon sanıklarıyla yan yana oturtulan Ümit Sayın’ın dünkü duruşmada Danıştay sanıklarının oturduğu bölüme alındığı görüldü. • HELİN ŞAHİN İSTANBUL

90 avukat ‘Kafes’ten davacı

Adana Barosuna kayıtlı yaklaşık 90 avukatın oluşturduğu Hukukun Üstünlüğü ve Demokrasi Platformu üyeleri, azınlıklara yönelik ‘’Kafes Eylem Planı’’ iddialarıyla ilgili suç duyurusunda bulundu. Eylem planları ile vatandaşların aklının karıştırılmak ve Türkiye’nin darbe sürecine sokulmak istendiğini belirten Platform sözcüsü avukat Murat Şahin, “Yaşanılan bu tecrübeler ışığında bugün ortaya atılan bu iddialara bakıldığında, ortada ciddiye alınması ve tüm ayrıntılarıyla araştırılması ve soruşturulması gereken bir durum vardır” dedi. Şahin, ‘’İddia edilen eylem planının soruşturulması sırasında ordunun saygınlığı ve kurumsal bütünlüğü dikkatle korunmalıdır. Ordu bir milletin dış güvenlik kalesidir ve oradaki en küçük bir çatlak ve şüphe dahi dikkatle soruşturulmalıdır” dedi. • ADANA

‘Binbaşı Kuşçu gibiyim’

Çapraz sorgusu yapılan Danıştay sanığı Osman Yıldırım, “Adalete yardımcı olduğum için (Menderes’e darbe yapıcak 9 subayın ismini verdiği için mahkum olan Binbaşı) Samet Kuşçu’nun durumuna düştüm” dedi. Doğu Perinçek’in kendisine hakaret ettiğini belirten Yıldırım “Arkamda “Arkamda ne devlet, ne savcılık, ne de başka birşey var” dedi. Yıldırım sık sık Muzaffer Tekin’in avukatı Selin Deviren Tahtabiçen ile tartıştı.

Avukat ölü bulundu

Ergenekon tutuklu sanığı emekli Astsubay Oktay Yıldırım’ın da avukatlığını yürüten Ahmet Ülger, Bakırköy’deki evinde ölü bulundu. Ülger’in cesedi, Cumhuriyet Savcısının incelemesinin ardından Adli Tıp morguna kaldırıldı. Avukat Ahmet Ülger, gazeteci Metin Göktepe’nin öldürülmesi davasında bazı polislerin avukatlığını yapmıştı.

'Matemi sadakatle paylaşıyorum'

BAŞBAKAN Erdoğan, “10 Muharrem”in yıl dönümü vesilesiyle bir mesaj yayımladı. Erdoğan, mesajında şöyle dedi: “Hazreti Peygamber’in sevgili torunu Hz. Hüseyin ve beraberindeki masum canların Kerbela’da yaşadığı dram elbette birimizin, bazımızın değil millet olarak hepimizin ortak acısı, ortak hüznü ve ortak kederidir. Tiranlık, zorbalık ve ihanete karşı soyluluğun, adaletin ve fedakarlığın yükselen sancağı olan Kerbela’da yaşananlardan bugüne uzanan mesaj, emanete riayet, vefa, iz’an ve adalet duygusundan asla ayrılmamamız gerektiğidir. Milletimizin Ehl-i Beyt aşkı ve Evlad-ı Kerbela’nın acılarla yoğrulmuş bilgeliği, toplumsal birlik ve beraberliğimizin, dirlik ve düzenimizin tarihi bir teminatıdır. Her daim ’acıyı bal eyleyenlerin’matemini tüm toplum adına yüksek bir sadakatle paylaşıyorum.”

Baykal: Bizi bölmek isteyen tertiplere düşmeyeceğiz

CAFERİ İnancını Tanıtma Derneği (Caferi-Der) tarafından Hz. Muhammed’in torunu, Hz. Ali’nin oğlu İmam Hüseyin ile 72 arkadaşının Kerbela Çölü’nde şehit edilişinin 1370. yıl dönümü dolayısıyla İstanbul Halkalı’daki Aşure Meydanı’nda “Evrensel Aşure Matem Merasimi” düzenlendi. Törene CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da katıldı. Baykal, şöyle konuştu:

- Siz bu acıdan düşmanlık çıkarmamayı, husumet çıkarmamayı, bir düşmanlık ve husumet çıkarılması mutlaka gerekiyorsa onu insanlara ve toplumlara yönelik olarak değil, zihniyetlere yönelik olarak çıkarmayı başarmış olan insanlarsınız. Yanlış diye kimseyi suçlamıyorsunuz, hiçbir toplumu suçlamıyorsunuz. Bu anlayışınızla herkese en büyük birlik, beraberlik, kardeşlik dersini veriyorsunuz. Bu kadar acıyı yaşamış olan insanların, bu kadar çok zulme maruz kalmış olan insanların bugün herkesi ehlibeyit sevgisinde ayırmadan, dışlamadan, karşı çıkmadan bir ortak sevgi temelinde kucaklamaya yönelmiş olması gerçekten örnek alınması gereken muhteşem asil, soylu bir davranıştır.

- İnşallah bu yaşanmış acı olaylardan hepimiz gereken sonuçları çıkarırız, birbirimizin önemini, değerini çok iyi anlarız. İnşallah bu toprakların üzerinde hiçbir ayrım yapmadan, kimseyi inancından, mezhebinden, dininden, anlayışından, ırkından, ırkının kökünden, etnik kimliğinden ve cinsiyetinden dolayı ayırmadan, bölmeden, parçalamadan bir birlik ve bütünlük içinde herkesin kendi kimliğini yaşamasına derin bir saygı ve sevgi gösterirken, her birimizin birbirimize karşı değil bir arada olmamızın önem taşıdığını bilerek, bu topraklarda kardeşçe yaşamaya devam ederiz. Bizi ayırmak, bölmek isteyen tuzaklara, tertiplere inanıyorum düşmeyeceğiz. Türkiyemizi hep beraber sahipleneceğiz. Herkes kendi inancıyla genel bir birlik ve bütünlük içinde bu topraklarda barış ve kardeşlik içinde yaşamayı başaracaktır. Bu beraberliğimizin temelinde de sizlerin harcınızın en büyük rol oynadığını yürekten biliyorum.

Baykal’a Dersim tepkisi

Baykal, Halkalı’daki Aşura Matemi’nin ardından Göztepe’deki Şahkulu Sultan Dergahı’na gitti. Baykal, Hüseyin Taş isimli kişi tarafından protesto edildi. Taş, ”Sayın Baykal, Dersim katliamını onayladınız. O insanları yok saydınız. Yaşananları yok saydınız” diye bağırdı. Araya giren vatandaşlar tarafından protestocu alandan uzaklaştırıldı.

Muharrem’in 10. günü neden önemli?

KERBELA Savaşı veya Kerbela Olayı, 10 Ekim 680 (10 Muharrem 61) tarihinde bugünkü Irak sınırları içindeki Kerbela şehrinde, Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin bin Ali’ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi Halifesi I. Yezid’e bağlı ordu arasında cereyan etti. Bu savaş Şii ve Alevi inanışının belkemiğini oluşturan en önemli olaylardan biri. Peygamberin kızı Fatima’nın peygamberin kuzeni Ali’den olma oğlu olan Hüseyin’in ölümü, Şiilerce her sene Aşure Günü’nde yad ediliyor.

HÂLÂ PKK VE ÖCALAN!

HÂLÂ PKK VE ÖCALAN!

DTP eski Genel Başkanı Ahmet Türk; hükümete, siyasi partilere, devletin bütününe seslendiğini belirterek; “Bu ülkede barışı sağlamak zorundasınız, bu ülkede dökülen her damla kandan siz sorumlusunuz. Bunları söylerken Kürtlere de çağrı yapıyorum” diyor. Arkadan “Kürtlerin barış talepleri görmezden gelindi. Sistem Kürtleri kucaklamış olsaydı….” benzeri sözler sarfediyor.

Hayır, gerçek bu değil, Ahmet Türk gerçeği söylemiyor. Eksikler olabilir ama kendileri Güneydoğu’nun öncelikli isteği olan “aş ve iş”ten, “kalkınma”dan filan hiç söz etmediler. Yoksulluk, ihmal birçok bölgenin de sorunu, o başka mesele… Devlet Türk-Kürt ayırımı yapmadan her vatandaşına eşit haklar tanıyor. Bugün birçok sahil bölgesinde de, İstanbul’da da iş yerleri Kürt kökenli vatandaşlarla dolu. Siyasi partilerde onlar da var.

Ahmet Türk’ün “barış talebi” dediği şey ise, artık açık konuşsun “Öcalan’ın ve PKK’nın tümüyle affı, hatta siyaset yapması ve özerk bölge”. Kucaklamaktan da bunu kastediyor, “Rüyamız özgürlük rüyası” sözüyle de… Ve örneğin Aysel Tuğluk hâlâ Diyarbakır’da Ahmet Türk’le birlikte yaptığı son konuşmada: “PKK’yı ve sayın Öcalan’ı dikkate almadan bu sorunu çözemezsiniz” demedi mi? Nerede kaldı Türk’ün ondan önce söylediği “Biz her zaman çözümü parlamento da aradık” sözleri?

Dökülen kanlara gelince; bu kanlardan bütün partiler değil sadece “bazıları” sorumlu, Kürt halkı değil sadece terör örgütü ve ona destek verenler, belediye başkanlarını bile PKK’nın isteğiyle seçenler sorumlu.

Suçu başkalarının üstüne yıkmak son günlerde moda oldu ama bu kadarına da Türk olsun, Kürt olsun aklı olan hiç kimse inanmaz, değil mi?

“SAVAŞ”I GERÇEKLEŞTİRMEK İSTİYORLAR

“SAVAŞ”I GERÇEKLEŞTİRMEK İSTİYORLAR

Tokat’taki hain saldırı gibi bu olaylara da “provokasyon” deyip geçmek hem abesle iştigal hem de zaman kaybı olacaktır. Haydi bir ikisine bu hava verildi diyelim, terörist yandaşlarının bu yakıp yıkma ve polise, işyerlerine, araçlara saldırma, Türk bayraklarını indirme olaylarına halkın cevap vermesi tek bir yerde olmuyor ki İstanbul’dan Şanlıurfa’ya, Muş’a kadar birçok yerde artık silahı, döner bıçağını kapanlar saldırganlara karşılık veriyor. İşte Muş; sonunda bir dükkandan açılan ateşle 2 kişi öldü, 8 kişi yaralandı. İktidar partisi muhalefete girişeceğine, yaptığı hataları ortaya koyup topluca çözüm aramak için ne bekliyor?

DTP ve onu destekleyenler Türkiye’de Türkler ve Kürtler arasında bir savaş varmış havasını baştan beri yaymaya çalışıyorlar. Mesele, aynen Ermeni soykırım iddiasında olduğu gibi tekrarlaya tekrarlaya dünyanın buna inandırılmasıdır. 25 yıldır şehit acılarıyla yanan bu millet Türk-Kürt diye birbirine düşürülemedi, şimdi PKK’nın alçak planlarıyla düşman hale getiriliyor, ortada bir savaş olduğu empoz