Microsoft Linuxa Kavgası : Ms Meydan okuyor

http://www.veteknoloji.com/resimler/haberler/linux.jpg

Microsoft Linux’a meydan okudu!

MS Linux’a hiç bir platformda şans tanımıyor: İşte yazılım devinin tartışılacak Linux açıklaması…

Microsoft geçtiğimiz yıl mobil işletim sistemi konusunda hedeflerini tam olarak tutturamamış ve kan kaybetmişti. Microsoft 2010 yılında ise durumun farklı olmasını hedefliyor. Fakat bu sırada piyasada daha düşük maliyetli bir alternatif olarak göze çarpan Linux mobil işletim sistemleri güç kazanmaya devam ediyor. Fakat Microsoft Linux’un bu yükselişinin sürekli olmayacağını düşünüyor. Microsoft’a göre Linux, uzun vadede mobil kullanıcıların bekledikleri kalite seviyesini sağlamakta zorlanacak.

Konuyla ilgili olarak Microsoft adına konuşan Robbie Bach, özellikle gelecek olan Windows Mobile 7.0′ın çıtayı çok yükseklere taşıyacağını ve pek çok mobil işletim sistemi üreticisinin bu seviyeye ulaşmakta zorlanacağını düşünün de sözlerine ekledi. Bach, Windows Mobile 7.0′ın farklı cep telefonları için tek bir işletim sisteminin yeterliliğini kanıtlayacağını ve bunun yanı sıra yazılımcılar için çok daha az uğraşla, çok daha gelişmiş uygulamalar hazırlamayı mümkün kılacağını da söyledi.

KAYNAK

YASADIŞI PANKART VE AFİŞ’ ASANA 2010’DA 4 BİN TL PARA CEZASI VAR

Bakanlar Kurulu kararı 2009′un son gününde Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre; hükümet 2010 yılı için akaryakıt ürünleri, sigara ve alkollü içkilerdeki Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) tutarlarında ciddi artışa gitti. Köprü ve otoyol ücretleri artırıldı. Motorlu taşıtlar vergisi, pasaport ve harç ücretlerinde de yüzde 10’luk yükseliş yaşandı.
Zamlar yürürlüğe girdi girmesine ancak 2010′da Kabahatler Kanunu kapsamına giren para cezaları da Maliye  Bakanlığı’nın yüzde 2.2 artış istemesi üzerine yükseltildi.
Bu ne anlama geliyor: Artık meydanlara, cadde ve sokaklara veyahut parklara, yol kenarlarındaki kamuya ait duvar veya alanlara, rızası olmaksızın özel kişilere ait alanlara bez, kağıt ve benzeri afiş ve ilan asan tüzel kişiler ile toplatma yükümlülüğüne aykırı hareket edilen kişilere de 143 TL ile 4.354 TL arasında para cezası uygulanacak.
Yılbaşından itibaren dilencilik yaptığı, gürültü çıkarttığı, kaldırımları işgal ettiği, sigara içilmesi yasak olan yerlerde tütün mamullerini tükettiği iddia edilen yurttaşlar 70 TL idari para cezası ödeyecek.
Sarhoş olarak başkalarının huzurunu bozduğu, mal ve hizmet satmak için başkalarını rahatsız ettiği, kaldırımları işgal ettiği, polisin isteyince kimlik bilgilerini vermediği iddia edilen yurttaşlara da 70 TL idari para cezası uygulanacak.
Yetkili makamlardan ruhsat almaksızın kanuna göre yasak olmayan silahları park, meydan, cadde veya sokaklarda görünür bir şekilde taşıyan kişilere de yine 70 TL ceza kesilecek.
Çevre kirliliğine neden olanlara uygulanan cezaların da artırıldığı yeni yılda hayvan kesimine tahsis edilen yerler dışında kesim yaptiği, hayvan atıklarını sokağa bıraktiği, kullanılmaz hale gelen ev eşyalarını ve bunların toplanmasına ilişkin belirlenen günün dışında sokağa ya da kamuya ait yerlere bıraktığı iddia edilen yurttaşlara 70 TL cezası verilecek.
İnşaat atık ve artıklarını depolanma alanları dışına attığı tespit edilenlere 143 TL ile 4.354 TL, tüzel kişiler 143 TL ile 7.261 TL, yemek pişirme ve servis yerlerinde çevre kirliliğine neden olduğu belirlenen işletmeler ise 723 TL ile 7.261 TL arasında ceza ödeyecek.
Kullanılamaz hale gelen motorlu kara ve deniz nakil araçlarını sokağa veya kamuya ait yerlere bıraktığı belirlenenlere 360 TL, evsel atık ve artıkları, toplanmasına veya depolanmasına özgü yerler dışına attığı tespit edilenlere ise 25 TL idari para cezası uygulanacak.
Kumar oynayan kişiler ile kolluk güçlerinin emirlerine aykırı davranan kişiler 143 TL, başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan işletmeler 1.451 ile 7.261 TL, kaldırımlara izni olmaksızın inşaat malzemesi yığan kişiler de tespit edilmesi halinde 143 ile 723 TL arasında idari para cezası ödeyecek.

Ergenekon ve “iç savaş” tehdidi!

Öyle “pes” dedirtecek olaylar birbirini takip ediyor ki millet “haber manyağı”na çevrildi. Bugüne kadar toplumca dedektiflik yaparak iz sürüp olayları anlamaya çalışıyorduk artık o da yetmiyor. Sanki “açılım”daki tıkanmadan ve ortaya çıkan garip tablodan sonra Ergenekon konusu da iyice çığırından çıktı.

Biliyorsunuz “açılım”da geldiğimiz noktada; kapatılan DTP’nin katıldığı (yeni) BDP’nin açılışını, bu partilerde açılış yapacak siyasetçi yokmuş gibi Türkiye’ye dönen PKK’lılardan biri yaptı. “Öcalan’ın isteğiyle Meclis’te kaldık” sözünden sonra Anayasa Mahkemesi kararına ikinci meydan okuma idi bu ve aynı zamanda “BDP ile PKK birlikte çalışacak, yani kabul etseniz de etmeseniz de muhatap ‘Öcalan ve PKK’ olacak. Biz sadece siyasi etiket olarak ortada duracağız” kararının açık ifadesiydi.

Hükümet hâlâ “Bizim açılım projemizle terör bitecek, ne olursa olsun açılım sürecek” derken PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Duran Kalkan; muhalefet partilerinin şehirlerdeki terör eylemleri için “ayaklanma provası” tanımını doğrular şekilde “Kürt sorununun çözülmesi uzatılırsa Türkiye’nin gideceği yer daha yaygın ve derin bir iç savaştır. Sokak çatışmalarını Öcalan durdurdu. Ama Türkiye demokratikleşmedikçe, hükümet günlük politikalarla oyalamayı sürdürdükçe iş savaş durumu ortadan kalkmaz” açıklaması yaptı.

Yani… Eski DTP’liler “Öcalan ve PKK”ya bağlı. PKK “İç savaş çıkmasını Öcalan önledi ama istediklerimiz yapılmazsa her an çıkarırız” diyor. Bu isteklerin ve “Kürt sorunu” dedikleri şeyin ne olduğu da artık aşağı yukarı biliniyor ve Hükümet’in açılımıyla hiçbir ilgisi olmadığı da tehditlerden anlaşılıyor. Kısacası ortada son derece tehlikeli sonuçlar getireceği görülen bir “açılım bunalımı” mevcut.

Çok garip tesadüfler

Ve aynı sırada Ergenekon olayı yeniden alevleniyor, devletin kurumları arasındaki gerginlik; hükümeti, orduyu, yargıyı, MİT’i, Emniyet’i, TİB’i içine alacak şekilde açıkça “yetki çatışması”na dönüşüyor. Erzincan’da 3 MİT mensubu her nedense (!) Erzurum’a götürülerek tutuklanıyor, Yarbay Ali Tatar “tutuklanıp serbest bırakıldıktan sonra bir kez daha tutuklama kararı çıkınca” bunalıma girerek intihar ediyor. Arkasından Ezine

Jandarma Komutanı intihar ediyor.

Tam bu akıl almaz olaylar olurken Ankara’da, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin bulunduğu Çukurambar’da bir araç içinde görülen ve suikast iddiasıyla gözaltına alınan iki subay haberi ortaya çıktı.

Cumhuriyet Savcılığı olaya el koymuş, olay soruşturma safhasında, iki TSK personelinin kendileri ve araçları aranmış, tutanak tutulmuş ve subaylar soruşturma sonunda serbest bırakılmış. Belki sonra tekrar sorgulanacak ama demek ki şu an için kendilerinde ve araçta suç unsuruna rastlanmamış.

TSK’nın yaptığı açıklamaya göre ise “İki subayın, bölgede oturan ve TSK ile ilgili bilgi sızdıran bir askerî personel hakkında inceleme yapmak, bilgi toplamak üzere görevli olduğu” bildiriliyor. Yani Adalet Bakanlığı canının istediği kişi ve kurumları yasadışı şekilde açıkça dinletip izletirken, TSK kendi bünyesi içinde bir tahkikat yapıyor. Kısacası olay henüz araştırma, soruşturma safhasında ama ortada yine bilgi kirliliğinden, “yargıdan önce hüküm verme”lerden geçilmiyor.

“Yargıya saygı”nın böylesi!!!

Başbakan Erdoğan, subayların evinde kendisinin ve Cumhurbaşkanı Gül’ün ev adreslerinin de bulunduğu şeklinde iddialar olduğu sorusuna, sanki suikast iddiasının gerçek olduğu kanıtlanmış ve açıklanmış gibi “Bu süreç vahim ve düşündürücü” demiş.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ise her olayda kendisinin ve hükümet yetkililerinin yaptığı gibi en başta yargı yerine kararı vermiş: “Askerî personelin üstünde Sayın Arınç’ın adresinin bulunduğu kağıdın işi ne? Ayrıca basında çıkan haberlere göre Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı’nın evinin krokileri çıkıyor. Bu durum yeterince kuşkuludur. Süreç yargıdadır ve herkes yargı kararına saygı duymalıdır.”

Düşünün; yargı “gizli soruşturmasını” bitirip Arınç’ın adresinin bulunduğunu açıklamamış. Diğer adreslerin bulunduğunu da açıklamamış. Hatta Başsavcılık kaynaklarından “böyle bir kağıt bulsak serbest bırakır mıydık? Suçlu bulsaydık ikisini de tutuklardık” şeklinde bir açıklama da yapılmış. Ama sanki hepsi kesinleşmiş gibi halkta yine bulanık duygular, şüpheler yaratmak üzere 4 koldan çalışma yürütülüyor. İktidar partisinin Genel Başkan Yardımcısı, aynen Tokat saldırısında yaptıkları gibi ilk anda ve üstelik “basında çıkan haberlere dayanarak” “durumun yeterince kuşkulu” olduğunu söylüyor (basın dediği de yandaş basın) ama hemen arkasından “yargıya saygı”dan söz ediyor. Alay eder gibi.

Ayrıca ortada bir gariplik daha var; adı geçen kişiler en üst düzeyde korunan, koruma ordularıyla gezen ve yaşayan siyasetçiler. İki subay (her ne kadar araçtan silah vb. çıkmamışsa da) böyle bir koruma varken nasıl suikast düzenleyecekler? Üstelik tam bütün gözlerin TSK üzerine dikildiği, her gün yeni bir “ihbar mektubu veya darbe belgesi iddiası” ile ordu komutanlarının bile sorgulamaya alındığı, henüz kanıtlanmış hiçbir suçlama olmadığı halde orduya bin çeşit suçlamanın siyasiler ve belli gazeteleri tarafından yapıldığı bir dönemde böyle bir aptallık olabilir mi?

Bırakın istihbarat subaylarını, en basit mantık bile bunu yapar mı?

CHP’nin hukukçu Konya Milletvekili Atilla Kart dün; “TSK’nın kendi bünyesindeki bilgi sızdırmaları tahkikat için yaptığı çalışmayı iktidarın kurduğu özel karargah görüyor ve engellemeye çalışıyor. Bunu da inandırıcı bir neden bularak ve kaotik ortam yaratarak yapıyor. Olay açığa çıkmadan ‘suikast ihtimali’nden söz edilmesini anlamak mümkün değildir” dedi.

Memlekette yine iç savaş tehdidinden subay intiharlarına ve suikast iddialarınakadar toz dumana karışmış vaziyette. Bakalım Türkiye’yi nereye sürükleyecekler?