Öyle “pes” dedirtecek olaylar birbirini takip ediyor ki millet “haber manyağı”na çevrildi. Bugüne kadar toplumca dedektiflik yaparak iz sürüp olayları anlamaya çalışıyorduk artık o da yetmiyor. Sanki “açılım”daki tıkanmadan ve ortaya çıkan garip tablodan sonra Ergenekon konusu da iyice çığırından çıktı.
Biliyorsunuz “açılım”da geldiğimiz noktada; kapatılan DTP’nin katıldığı (yeni) BDP’nin açılışını, bu partilerde açılış yapacak siyasetçi yokmuş gibi Türkiye’ye dönen PKK’lılardan biri yaptı. “Öcalan’ın isteğiyle Meclis’te kaldık” sözünden sonra Anayasa Mahkemesi kararına ikinci meydan okuma idi bu ve aynı zamanda “BDP ile PKK birlikte çalışacak, yani kabul etseniz de etmeseniz de muhatap ‘Öcalan ve PKK’ olacak. Biz sadece siyasi etiket olarak ortada duracağız” kararının açık ifadesiydi.
Hükümet hâlâ “Bizim açılım projemizle terör bitecek, ne olursa olsun açılım sürecek” derken PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Duran Kalkan; muhalefet partilerinin şehirlerdeki terör eylemleri için “ayaklanma provası” tanımını doğrular şekilde “Kürt sorununun çözülmesi uzatılırsa Türkiye’nin gideceği yer daha yaygın ve derin bir iç savaştır. Sokak çatışmalarını Öcalan durdurdu. Ama Türkiye demokratikleşmedikçe, hükümet günlük politikalarla oyalamayı sürdürdükçe iş savaş durumu ortadan kalkmaz” açıklaması yaptı.
Yani… Eski DTP’liler “Öcalan ve PKK”ya bağlı. PKK “İç savaş çıkmasını Öcalan önledi ama istediklerimiz yapılmazsa her an çıkarırız” diyor. Bu isteklerin ve “Kürt sorunu” dedikleri şeyin ne olduğu da artık aşağı yukarı biliniyor ve Hükümet’in açılımıyla hiçbir ilgisi olmadığı da tehditlerden anlaşılıyor. Kısacası ortada son derece tehlikeli sonuçlar getireceği görülen bir “açılım bunalımı” mevcut.
Çok garip tesadüfler
Ve aynı sırada Ergenekon olayı yeniden alevleniyor, devletin kurumları arasındaki gerginlik; hükümeti, orduyu, yargıyı, MİT’i, Emniyet’i, TİB’i içine alacak şekilde açıkça “yetki çatışması”na dönüşüyor. Erzincan’da 3 MİT mensubu her nedense (!) Erzurum’a götürülerek tutuklanıyor, Yarbay Ali Tatar “tutuklanıp serbest bırakıldıktan sonra bir kez daha tutuklama kararı çıkınca” bunalıma girerek intihar ediyor. Arkasından Ezine
Jandarma Komutanı intihar ediyor.
Tam bu akıl almaz olaylar olurken Ankara’da, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin bulunduğu Çukurambar’da bir araç içinde görülen ve suikast iddiasıyla gözaltına alınan iki subay haberi ortaya çıktı.
Cumhuriyet Savcılığı olaya el koymuş, olay soruşturma safhasında, iki TSK personelinin kendileri ve araçları aranmış, tutanak tutulmuş ve subaylar soruşturma sonunda serbest bırakılmış. Belki sonra tekrar sorgulanacak ama demek ki şu an için kendilerinde ve araçta suç unsuruna rastlanmamış.
TSK’nın yaptığı açıklamaya göre ise “İki subayın, bölgede oturan ve TSK ile ilgili bilgi sızdıran bir askerî personel hakkında inceleme yapmak, bilgi toplamak üzere görevli olduğu” bildiriliyor. Yani Adalet Bakanlığı canının istediği kişi ve kurumları yasadışı şekilde açıkça dinletip izletirken, TSK kendi bünyesi içinde bir tahkikat yapıyor. Kısacası olay henüz araştırma, soruşturma safhasında ama ortada yine bilgi kirliliğinden, “yargıdan önce hüküm verme”lerden geçilmiyor.
“Yargıya saygı”nın böylesi!!!
Başbakan Erdoğan, subayların evinde kendisinin ve Cumhurbaşkanı Gül’ün ev adreslerinin de bulunduğu şeklinde iddialar olduğu sorusuna, sanki suikast iddiasının gerçek olduğu kanıtlanmış ve açıklanmış gibi “Bu süreç vahim ve düşündürücü” demiş.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ise her olayda kendisinin ve hükümet yetkililerinin yaptığı gibi en başta yargı yerine kararı vermiş: “Askerî personelin üstünde Sayın Arınç’ın adresinin bulunduğu kağıdın işi ne? Ayrıca basında çıkan haberlere göre Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı’nın evinin krokileri çıkıyor. Bu durum yeterince kuşkuludur. Süreç yargıdadır ve herkes yargı kararına saygı duymalıdır.”
Düşünün; yargı “gizli soruşturmasını” bitirip Arınç’ın adresinin bulunduğunu açıklamamış. Diğer adreslerin bulunduğunu da açıklamamış. Hatta Başsavcılık kaynaklarından “böyle bir kağıt bulsak serbest bırakır mıydık? Suçlu bulsaydık ikisini de tutuklardık” şeklinde bir açıklama da yapılmış. Ama sanki hepsi kesinleşmiş gibi halkta yine bulanık duygular, şüpheler yaratmak üzere 4 koldan çalışma yürütülüyor. İktidar partisinin Genel Başkan Yardımcısı, aynen Tokat saldırısında yaptıkları gibi ilk anda ve üstelik “basında çıkan haberlere dayanarak” “durumun yeterince kuşkulu” olduğunu söylüyor (basın dediği de yandaş basın) ama hemen arkasından “yargıya saygı”dan söz ediyor. Alay eder gibi.
Ayrıca ortada bir gariplik daha var; adı geçen kişiler en üst düzeyde korunan, koruma ordularıyla gezen ve yaşayan siyasetçiler. İki subay (her ne kadar araçtan silah vb. çıkmamışsa da) böyle bir koruma varken nasıl suikast düzenleyecekler? Üstelik tam bütün gözlerin TSK üzerine dikildiği, her gün yeni bir “ihbar mektubu veya darbe belgesi iddiası” ile ordu komutanlarının bile sorgulamaya alındığı, henüz kanıtlanmış hiçbir suçlama olmadığı halde orduya bin çeşit suçlamanın siyasiler ve belli gazeteleri tarafından yapıldığı bir dönemde böyle bir aptallık olabilir mi?
Bırakın istihbarat subaylarını, en basit mantık bile bunu yapar mı?
CHP’nin hukukçu Konya Milletvekili Atilla Kart dün; “TSK’nın kendi bünyesindeki bilgi sızdırmaları tahkikat için yaptığı çalışmayı iktidarın kurduğu özel karargah görüyor ve engellemeye çalışıyor. Bunu da inandırıcı bir neden bularak ve kaotik ortam yaratarak yapıyor. Olay açığa çıkmadan ‘suikast ihtimali’nden söz edilmesini anlamak mümkün değildir” dedi.
Memlekette yine iç savaş tehdidinden subay intiharlarına ve suikast iddialarınakadar toz dumana karışmış vaziyette. Bakalım Türkiye’yi nereye sürükleyecekler?