Bağımlılık Yapan Flash Oyun Darkbase 3

Darkbase 3 Oynayın

Bağımlılık yapan bir oyundur.Oyun başladıktan sonra ne yapcağınızı zaten anlıyorsunuz

Oyun oynarken skor girdisi yapabiliyorsunuz.. Silah seçimi yapıp karşınıza çıkan cavarları öldürün..

Zor ölüm 125 – Ölümsüz Mario

http://yahoyt.com/images/news/hbr_7144_d.jpg

Oyun dünyasının bıyıklı tıknaz delikanlısı, yanına selvi boylu kardeşini Luigi’yi de alarak açın dağları daşları ben gelcemmm die haykırdığını duydum. İnternet ve bilgisayar kullanımına yeni başlamayan ve uzun süredir aşina olduğu küçük bilgisayar oyunlarında belkide geçmişin ve de geleceğin en çok tutulan oyunu mario.. Nedir bu tutku bilmem ama oynadığım en son oyunlardan biri kendisi..Pek bir görselitesinin ve oyun amacının sadece marionun manitasını kurtarmaktan başka birşey olmasa da , tutulan oyun tutulur abi.. İnsanda şans olacak bir kere.. Adamın biri çıkıp bi oyun üretiyor, Al sana gardaşım bak bu mario bu da manitası kurtaramazsan gece yüraa na girer wallahi oyunu bitirmeden yatma gibisinden bir sloganla, çıkardı oyunu hala devam ediyor.. Mario artık bildiğimiz kısa ve küçük oyun tarzını da aşmış bulunuyor.. Yeni yeni versiyonlarıyla hiç bitmek bilmeyen bir serüvene atıyor kendisini.. Evet mario dedik.. Bu kadar bahsi olan ve bu konuyu hayret yaa mario için değer mi bu kadar yazı dedirten kullanıcılarıma sesleniyorum: ilerde birgün Mario mmorpg çıktığı zaman üye olursanız gözüme bile görünmeyin diyorum.. Mario ölümsüz bir oyundur

“Nerede hata yaptık” diyebilmek!

Kısa süre önce, şehirlerde olaylar artıp sokaklar savaş meydanına döndüğü sırada “Türkiye teröre teslim” diye yazdığımda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Bir bayan yazar” diye tarif ederek (ben de ona “bir AKP’li siyasetçi işte” mi demeliyim acaba) bu başlığa pek kızdığını belli etmiş “Dağlıca ve Aktütün saldırılarını unuttular mı” demişti. Oysa hayır, unutulacak gibi değiller, biz unutmadığımız gibi bizden sonraki gençler, hatta onlardan sonraki kuşaklar (çocuklar) bile hatırlıyor. Ama onlar sözüm ona “korunması çok zor” dedikleri sınır karakolu saldırılarıydı. “Kalleşlik” açısından Tokat saldırısı veya şehir terörlerinden farkı yoktu ama “şehirlerde güvenliğin sağlanması”na “korunması zor” gibi bir mazeret türetmeye de iktidarların hakkı yoktu. Hele de iktidarı sınır illerinde bile “sıfır terörle” teslim alanların…

PKK liderlerinden Karayılan, açılım sürecinde hükümetin muhatabı durumunda olan ve yapılan tüm anketlerde çıkan sonuçların aksine kendini Kürtlerin temsilcisi gibi empoze eden DTP’nin PKK ile paralel çalışması, aynı söylem ve eylemleri paylaşması üzerine fütursuzca: “İsteklerimiz kabul edilmezse şehirler savaş alanına döner” demişti. Nitekim döndü… (Şimdi Öcalan da yurtdışında İmralı’dan özgürce göndermeyi sürdürdüğü mesajlarla “Ben Kürtlerin lideriyim” diye tanıtıyor kendini, birkaç aya kalmaz benimsetir bunu AB’ye.)

Bu durumda Başbakan’ın ve hükümetinin durup “Nerede hata yaptık” diye düşünecek yerde, azılı terör örgütünün ve lideri Öcalan’ın Türkiye’ye zarar vermelerini önleyecek yerde hâlâ “baştan beri doğru uyarılar yapmakta olan” muhalefet partilerini hakaretlerle suçlamaları, Tokat’taki saldırıyı üstlenen PKK terör örgütünü koruyor anlamına gelecek garip açıklamaları sürdürmeleri kabul edilir şey değildir.

Bülent Arınç (açılımla ilişkilendirilecek diye) kabul etmese de ülkenin şehirleri savaş alanına çevrilmiş durumda… Bunlar söyledikleri gibi “lokal olayların abartılması” değildir, o noktanın çoktan aşıldığı ortada…

7.5 trilyon için bakın ne dedi?

Org. Eruygur’un görevde olduğu dönemde harcanan örtülü ödenek ile ilgili ifade veren paşa, Karun gibi konuştu. Korgeneral Kılınç, hesabı verilemeyen 7.5 trilyon için, “mercimek tanesi” ifadesini kullandı.

Emekli Orgeneral Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde örtülü ödenekten nereye harcandığı tespit edilemeyen 7.5 trilyonla ilgili soruşturma sürerken, kamuoyunda ve basında bu konuda ilginç tartışmalar da yapılıyor. Ergenekon çevreleri paranın küçük bir miktar olduğunu iddia etmelerine rağmen, bu miktarın nereye harcandığına herhangi bir izah getiremiyorlar. Öte yandan örtülü ödenekten kullanılan parayla ilgili çok ilginç hesaplar da yapılmaya başlandı.

KORGENERALE GÖRE MERCİMEK KADAR BİR PARA

Emekli Org. Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde örtülü ödenekten harcanan 7.5 milyon, yani eski parayla 7.5 trilyon liranın akıbeti üzerindeki sis perdesi halen aralanamadı. Ancak Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gelerek ifade veren emekli Korgeneral Hakkı Kılınç’ın adliye çıkışında sarf ettiği “Mercimek tanesi kadar olay yokken siz büyüttünüz” şeklindeki sözleri vergi mükelleflerinin tepkisine yol açtı.

7.5 TRİLYON NE ANLAMA GELİYOR?
2004 yılı vergi rakamları dikkate alındığında, 7.5 trilyonun hiç de mercimek kadar olmadığı ortaya çıkıyor. Halkın vergilerinden kesilen söz konusu para Örtülü Ödenek’ten ilgili kişilerin hesabına yattığı dönemde, emekçi kesimin ödediği vergi miktarları, bu paranın “mercimek büyüklüğünde” olmadığını rakamsal olarak ortaya koyuyor. Asgari ücretlilerin 2004′te aylık ödedikleri vergi miktarı 65 lira, yıllık ödedikleri vergi ise 750 lira. Tam 10 bin asgari ücretliden ancak bir yılda alınabilen vergiyi, ilgili soruşturmada bahsi geçen kimselerin tek kalemde harcadıkları gözüküyor. Yani 120 bin ücretliden 1 ayda kesilen para bu harcamayı ancak karşılayabiliyor.

Örtülü ödenek soruşturmasında 5 kişi daha sorgulandı
Jandarma Genel Komutanlığı’na ait örtülü ödenekle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında önceki gün Ankara’da gözaltına alınarak İstanbul’a getirilen 5 kişi Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirilerek Ergenekon savcıları tarafından sorgulandı. Önceki gün Emniyet’teki sorgularının tamamlanmasının ardından dün Beşiktaş Adliyesi’ne sevk edilen Mehmet S., Sencer Ö., Sedat K., Muammer Ö. ve Ekrem E. sağlık kontrolünün ardından Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildi. Şüphelilere teknik takip ve sinyal bozucu cihazlarının jandarmaya satışı, söz konusu cihazların kullanım alanları ve Ergenekon sanıkları eski Jandarma Genel Komutanı emekli Org. Şener Eruygur, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Albay Atilla Uğur ve önceki gün sorgulanan askerlerle olan ilişkileri hakkında sorular sorulduğu bildirildi. Savcıların sorgulanan şüphelilere Levent Ersöz’den ele geçirilen bazı belgeleri gösterdiği ve bu belgeler hakkında bilgilerinin olup olmadığını sorduğu ifade edildi. Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan şüphelilerden M.Ö’nün avukatı Alp Giray Avlağı, müvekkilinin sahibi olduğu firmanın 2002-2004 yılları arasında ihaleye girerek uydu alımı, uplink ve dinleme cihazı gibi malzemeleri jandarmaya sattığını, ancak paranın çalışan S.K adına yatırıldığını, para miktarının da 500 bin ile 1 milyon TL civarında olduğunu kaydetti. 5 kişi akşam saatlerinde ifadelerinin tamamlanmasının ardından serbest bırakıldı.

Kaynak

Üskül'den CHP'li Ersin'e "hadım" yanıtı

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, bugünkü komisyon toplantısında, CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in kendisine yönelik “Senin durumuna çok üzülüyorum. Bu komisyonu hadım ettin” dediği yönündeki iddiaya sert tepki gösterdi. Ersin’in bu yöndeki sözlerini duymadığını, bu ifadelerinin toplantı tutanaklarında da yer almadığını söyleyen Üskül, “Eğer komisyonu hadım ettiğimi söylemişse komisyonun çalışmalarının yayımlandığı iki faaliyet raporu başına düşerse kafası yarılır” dedi.

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, bugünkü komisyon toplantısında, CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in kendisine yönelik “Senin durumuna çok üzülüyorum. Bu komisyonu hadım ettin” dediği yönündeki iddiaya sert tepki gösterdi.
Üskül, ANKA’ya yaptığı açıklamada, bugün komisyon toplantısında CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in “Senin durumuna çok üzülüyorum. Bu komisyonu hadım ettin” dediği yönündeki iddialara yanıt verdi. Ersin’in toplantıda kendisine yönelik bu yönde bir ifadesinin olmadığını ifade eden Üskül, “Bu yöndeki ifade komisyon tutanaklarında da yer almıyor. Ben de duymadım, duysaydım cevabını verirdim. Ama eğer komisyonu hadım ettiğimi söylemişse ki söylediğini belirtiyor komisyonun çalışmalarının yayınlandığı iki faaliyet raporu başına düşerse kafası yarılır” diye konuştu.

Saçan: İspatlasınlar, kendimi Taksim'de asarım

Ergenekon davasında eski Organize Suçlarla Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan, Veli Küçük’ün mafyanın uzantısı ve Susurluk’un askeri kanadı olduğunu söyledi. Saçan, “Onunla ilişkimi ispatlasınlar, kendimi Taksim’de asarım” dedi.

İSTANBUL – Silivri’de görülen İkinci ”Ergenekon” davasının 29.  duruşmasında  İstanbul Organize Suçlarla Mücadele eski Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ve eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin’in de aralarında bulunduğu 41 tutuklu sanık katıldı.

Duruşmada savunma yapan Serdar Saçan, 1978 yılında girdiği polis kolejinde bir yıl sonra Atatürkçülük Faaliyet Kolu’nu kurduğunu aynı kolu daha sonra Polis Akademisi’nde de kurduğunu anlattı.

Saçan, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkanı Ramazan Akyürek, Zirve Yayınevi saldırısı sırasında Malatya’da görevli Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya ve Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam’ın 1980 yılında koleje atandıklarını ve ”Fethullahçı yapılanmayı başlattıklarını” ileri sürdü.

”Fethullahçı olmadığı için akademiyi birincilikle bitirmesine rağmen kendisini yurt dışına göndermediklerini” iddia eden Saçan, emniyette görev yaptığı yerleri ve çalışmalarını anlattı.

Saçan, ”Sağcı, solcu ve Fethullahçı olmadığını” ifade ederek, şeceresinin 50 yıldan beri devlette kayıtlı bulunduğunu, ”Cumhuriyet’e karşı yapılacak her türlü karşı devrimin karşıtı olduğunu” söyledi.

TUNCAY GÜNEY’İN GÖZALTINA ALINMASI
Saçan, savunmasında eski Vali Kutlu Aktaş’ın tavsiyesiyle 1998 yılında İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nü kurduğunu, 5 yıl içerisinde 476 suç örgütüne yönelik operasyon düzenlediğini anlattı.

Bu dönemde mafyayla uğraştığını, 69 faali meçhul cinayetin aydınlandığını belirten Saçan, bu davada yargılanmasının nedenlerine ilişkin şu iddialarda bulundu:

”1999′da Adnan Hocacılar operasyonu DGM Başsavcılığının yazılı emriyle yapıldı. BİT ve Albayraklar operasyonu DGM Başsavcılığının emir ve talimatıyla yapıldı. Başbakanın Meclis’teki dokunulmazlığının kaldırılmasını bekleyen dosyalarının altında benim imzam var. Gebze Belediyesi’ndeki yolsuzluklarla ilgili yapılan operasyonda belediye başkanı tutuklanmıştı. 2000 yılında da Hizbullah operasyonunu başlatan kişi benim. 2001 yılı ise benim içim önemli bir süreç. Önce Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan için çalışma izni aldım. Temmuz ayında Fethullahçılarla ilgili çalışma izni aldım. Benim burada olmamın sebebi bunlardır.”

Saçan, Asayiş Şube tarafından gözaltına alınan Tuncay Güney’in 2 Mart 2001 yılında organize şubeye gönderildiğini hatırlatarak, sorguda İstihbarat Şube’de görevli Hakan Ünsal Yalçın ve kendi yardımcısı olan Ahmet İhtiyaroğlu’nun bulunduğunu, sorguyu görüntülü olarak kayda aldıklarını anlattı.

Görüntü kaydının işkence iddialarına karşı aldıkları önlem olduğunu vurgulayan Saçan, tüm sorguların video kayıtlarının İstihbarat Şube tarafından yapıldığını, kasetlerin çoğalttıktan sonra kendi şubelerine gönderildiğini belirtti.

‘KAMU GÖREVİ YAPTIĞIM İÇİN CEZAEVİNDEYİM’
Saçan, Tuncay Güney’in bir takım iddialarda bulunduğunu dönemin İstanbul DGM Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’e aktardığını, Engin’in ”beyanlarını tespit edin, inceleyelim” dediğini, daha sonra bu kapsamda savcılıktan çalışma izni aldıklarını ifade etti.

Soruşturma izni verilirken konu kendi şubelerini ilgilendirmediği için ciddi anlamda problem çıktığını belirten Saçan, şöyle devam etti: ”Biz organize suçlar şubesiyiz. Görevimiz mafya ile mücadele. Güney’in anlatımlarında Veli Küçük ve grubunun dışında her şey var. Veli Küçük ve Sedat Peker arasında ilişki olduğuna yönelik duyum vardı. İstihbarat Şube, ‘Susurluk’un askeri kanadını çökerteceğiz’ dedi. İstihbarat Şube’den bizim önümüze gelen dosya bu. Biz Susurluk’un askeri kanadını çökertmek için bu işe girdik. Yeşil ile ilgili çalışmalar vardı. Eğer Yeşil yakalansaydı 2001′de Susurluk’un askeri kanadını çökertecektik. Bunun Susurluk’un askeri kanadı ile ilgisi yok. Veli Küçük grubu ile Fethullah Gülen grubunun çatışması arasında kalan Adil Serdar Saçan. Ben kamu görevi yaptığım için cezaevinde yatıyorum.”

Saçan, Veli Küçük ve grubunun şemasının kendi şubeleri tarafından yapıldığını, şemayı İstihbarat Şube’ye gönderdiklerini anlattı.

Organize Şube olarak görevlerinin mafya ile mücadele etmek olduğunu anlatan Saçan, ”Veli Küçük ve Sedat Peker arasında ilişki olduğuna dair duyumlar vardı. Terör, istihbarat ve organize şube müdürlükleri olarak 2001 yılında ortak bir çalışma yaptık. Ancak bir sonuca ulaşamadık” dedi.

Sedat Saçan, bu konuya ilişkin aldıkları her kararın DGM arşivinde yer aldığını söyledi.

Saçan, Güney’in kaset ve çözümlerini alıp götürmediğini anlatarak, bunların birinci ”Ergenekon” davasının 165 No’lu klasöründe ve dönemin DGM arşivinde de bulunduğunu kaydetti.

İstihbarat Şube’nin 22 Kasım 2000 tarihinden beri Tuncay Güney’i telefonlarını dinleyerek izlediğini de belirten Saçan, birinci ”Ergenekon” davasına gelen yazıda İstihbarat Şube tarafından Güney’in izlendiğinin belirtilmesine rağmen, kendisinin talebi üzerine gelen yazıda ise Güney ile ilgili bir dosyaya rastlanmadığının bildirildiğini anlattı.

Mahkemenin yanıltıldığını, gerçeğe aykırı belge gönderildiğini savunan Saçan, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi.

‘BERAATTE ERGENEKONCU, MAHKUMİYETTE FETHULLAHÇI OLURSUNUZ’
Atatürkçü olduğunu ve tutuklandığını belirten Saçan, ”Başkanım, eğer bizi beraat ettirirseniz Ergenekoncu, mahkum ederseniz Fethullahçı olursunuz” dedi.

Serdar Saçan, 6 kez meslekten uzaklaştırıldığını mahkeme kararıyla da 6 kez göreve döndüğünü, mesleğe başlayacağı sırada da ”Ergenekon” kapsamında tutuklandığını söyledi.

Saçan, meslek yaşamı boyunca gözaltına aldığı hiç kimseye ayrıcalık yapmadığını ifade ederek, herkesi nezarete attırdığını, sadece İbrahim Tatlıses’i gözaltına aldığında ”kapalı yer” fobisi olduğu için nezarete koydurmadığını anlattı.

Saçan, bu davanın yöneticisi sıfatında olan hiç kimsenin nezarete atılmadığını ifade ederek, yüksek tansiyon ve panik atak hastası olduğunu bilmelerine rağmen kendisinin nezarette 4 gün tutulduğunu kaydetti.

Aynı zamanda avukat olan Saçan, ”Çok iyi ceza avukatlığı yapardım ama içeri attıklarımı savunur hale gelmemek için fiili olarak avukatlık yapmadım. Öğretim görevlisi oldum. Emniyet örgütünde hep birinci oldum. Terör örgütü üyeliğinden içeri atılan benden başka müdür var mı? Bunda da birinciyim. Benden sonra da İbrahim Şahin oldu. İbrahim Şahin ağabeyimiz… Ağabey bir örgüt ilişkisi değildir. Bir saygı ifadesidir. Akademide bizden bir sınıf önce olana ağabey denirdi” diye konuştu.

‘İÇ ÇAMAŞIRI ALDI, ÖRGÜT ÜYELEĞİ BU’
Tuncay Özkan’ı tanıdığını ve 16 aydır da cezaevinde aynı koğuşta kaldığını belirten Saçan, Organize Suçlarla Mücadele Şubesi müdürü olarak basındaki herkesi tanıdığını kaydetti.

Gürbüz Çapan’ı tanıdığını dile getiren Saçan, ”Çapan ayağından vurulmuştu. Sanığı teşhis etmek için şubeye gelmişti. Bir çayımı içti. Yıllar sonra eşim iç çamaşırı mağazası açmıştı. Mağazanın önünde karşılaştık. ‘Eşin mi açtı? Siftah yapayım’ deyip bir iç çamaşırı aldı, gitti. Örgüt üyeliği bu. ‘Adil Serdar Saçan’ın evini, bürosunu Gürbüz Çapan aldı’ diyorlar. Evimi nasıl aldığım bellidir. Bir insanı böyle suçlamak ayıptır. Polis müfettişlerinin raporlarıyla da mal varlığım tespit edilmiştir” şeklinde konuştu.

Veli Küçük’ü görmediğini ifade eden Saçan, şöyle devam etti: ”Veli Küçük, polis ifadesinde beni Bedrettin Dalan’ın odasında, savcılık ifadesinde ise seminerde gördüğünü söylüyor. Savcı kendisinin aldığı ifadeye değil de polisin aldığı ifadeye itibar etmiş. Ben görmedim Veli Küçük’ü, görseydim söylerim. Veli Küçük’ten mi korkacağım. Bedrettin Dalan’ın odası çok genişti. 30 kişi oluyordu. Bir şey sormak için odasına girip çıktığımda içeride varsa görmedim. Vallahi de billahi de görmedim. Küçük ile bir tane ilişkimi ispatlasınlar, kendimi Taksim Meydanı’na asmazsam Adil Serdar Saçan değilim. Ben örgüt üyesi değilim. Her tanıdığımı söyledim. Hakkımda işlem yaptığım adamlarla irtibatım yok.”

Türkiye yeniden arabulucu olsun

bbas, temaslarda bulunmak üzere çalışma ziyareti için Türkiye’de

Abbas’ı Esenboğa’da Ankara Valisi Önal, Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Alpman, Ankara Emniyet Müdürü Özdemir ve çeşitli Arap ülkelerinin büyükelçileri karşıladı.

AralarInda Türklerin de bulunduğu yardım konvoyunun Gazze’ye sokulmaması nedeniyle gerginlik yaşanırken Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, temaslarda bulunmak üzere çalışma ziyareti için Türkiye’ye geldi.

Filistin lideri iki günlük ziyareti çerçevesinde ilk olarak İkinci Büyükelçiler Konferansında konuştu. Konuşmasına, Filistin ve Filistin halkına Türkiye’nin verdiği destekten dolayı teşekkür ederek başlayan Abbas, Filistinlilerin barışa bağlı olduğunu ve başka bir seçenekleri olmadığını belirtti. Abbas, barış seçeneğinin uluslararası meşruluk üzerine kurulu olduğunu ifade etti.

Anapolis sürecine değinip, barış için ortaya konan yol haritasına atıfta bulunan Abbas, buna göre İsrail’in işgal ettiği Filistin ve Arap topraklarını terk etmesinin ve Doğu Kudüs’ten çekilmesinin öngörüldüğünü kaydetti.

Orta Doğu’da barış gerçekleşirse, dünyadaki gerginliğin azalacağına dikkat çeken konuk Devlet Başkanı, “İsrail-Suriye görüşmelerinin Türkiye’nin arabuluculuğunda yeniden başlayabileceği görüşündeyiz” dedi. Abbas, Gazze’ye uygulanan ambargonun sona erdirilmesi için çaba gösterilmesini de istedi.

Abbas daha sonra Başbakan Erdoğan ile bir araya geldi.